Kurdela Boncuk işleri - Blogcu


Kurdela Boncuk işleri

3/7/2009 - Bunun bir tek adı var: Mucize

Kategori: Saglik

 

Hiç bir yan etkisi yok. İşte sağlıklı ve kalıcı kilo verdiren mucize iki diyet.

Prof Dr. Ahmet Maranki, 15 günde 5-6 kilo sağlıklı zayıflamanın diyetini açıkladı. Maranki yaz aylarının vazgeçilmez iki meyvesiyle nasıl kilo verileceğini anlatıyor.

Maranki'ye göre bu diyette yan etki yok, kas kaybı da olmuyor. Kiraz ve karpuz diyetiyle formunuza kavuşabilirsiniz.

Diyetler için tarih çok önemli. Maranki'nin tüm diyetleri ayın dünyadaki çekim kuvvetine göre yapılıyor. Hicri takvime göre ayın en çok su tuttuğu günler kilo vermek için en uygun zaman.

İşte mucize kiraz diyeti

Bir kaç gün önceden et, tavuk, süt ürünlerini kesmeleri tavsiye ediliyor. Ağır gıdaların kesilmesiyle kalın bağırsak rahatlıyor.

1. Kür: 6-7-8 Temmuz

2. Kür: 21-21-22 Temmuz

6 Temmuz

Sabah

1 fincan yeşil çay

(ya da diğer bitki çayları)

Yarım-1 kilo kiraz (kiloya göre)

Ara öğün

1 fincan yeşil çay

Öğle

Yarım-1 kilo kiraz

Ara öğün

1 fincan yeşil çay

Akşam

Yarım-1 kilo kiraz (üstüne su içiliyor)

7 ve 8 Temmuz'da aynı program uygulanıyor. Bu arada hiçbir yemek yenmiyor.

Kiraz diyeti sonrası kalın bağırsak yumuşuyor, uykularınız değişiyor. Bol miktada beden üre atıyor.

Kiraz saplarını sakın atmayın. Kurumuş sapları demlikte 3 dakika kaynatıp çay olarak için.

1. kür ile ikinci kür arasında beslenmeye dikkat. Hemen yemeye sarılmak yok. Et ve süt ürünleri, beyaz ekmek, siyah çay ve asitli içecekler yasak.

İşke karpuz diyeti

Karpuz diyeti Ağustos ayında yapılıyor.

1. Kür: 4-5-6 Ağustos

2. Kür: 18-19-20 Ağustos

Sabah

1 fincan yeşil çay

Yarım-1 kilo karpuz

Ara öğün

1 fincan yeşil çay

Öğle

Yarım-1 kilo karpuz (kiloya göre)

Ara öğün

1 fincan yeşil çay

Akşam

Yarım-1 kilo karpuz


0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/5/2009 - Forma girerken dikkat!








İncelme ve kilo verme konusunda herkesin çeşitli kaygıları var. Hangi yöntem, hangi sistem daha iyi kimse bir şey söyleyemiyor. Hatta diyet yapmak veya diyetten bahsetmek artık bir kâbus halini aldı. Peki doğru diyet programı nasıl olmalı? Nasıl sağlıklı kilo verilmeli?

Dr. Ahmet Karaçam, Elle dergisine verdiği röportajda forma girmenin sırlarını anlatıyor.

 Genel olarak diyetle ilgili şöyle bir kanı vardır; diyet bir dönemdir, yapılır, biter. Sonrasında kişi yeniden eski alışkanlıklarına geri döner. Oysa siz bu konuda oldukça kesin konuşuyorsunuz ve bunun bir dönem olarak değil bir yaşam tarzına geçiş olarak görülmesinin altını çiziyorsunuz. Ama gördüğümüz kadarıyla bunu başarmak hiç kolay değil. Sizin bununla ilgili tavrınız nasıl?

DR. Ahmet Karaçam: Temelde bunun yaşam tarzı olmasını istiyoruz. Tabii, bunu yaparken kişinin beslenme alışkanlıklarını göz önünde bulunduruyoruz. Bir bölümünde gerçekten de beslenme alışkanlıkları ciddi olarak bozuk. Onlarda tarz değiştirmekte zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Gerek her hastamda belli süreler uyguladığım kol bandı, gerekse içinde bulundukları özel durum, hele hele kan tahlil tablosunda karşılaştıklarımız yeterince ikna edici oluyor. Tablolarda yakaladıkları mı bir şekilde itici güç olarak kullanıyorum. Zaten LifePlus’a “aman!” diyerek gelenler çoğunlukta olduğu için bir ölçüde rahat başlıyoruz esasında.

Bu durumda bir şekilde her şey beyinde başlıyor desek yanlış olmaz herhalde.

Dr. A.K: Şüphesiz. Maalesef her şey kişinin beyninde bitiyor. Direnç göstermezlerse yavaş yavaş da olsa bir şey oluşturuyoruz kafada. Bir bölümü çok hazırlıklı geliyor, onlarla sorun yaşanmıyor, bir iki günlük bir adaptasyon süreci dışında. Ama birilerinin zoruyla - aile, eş dost ya da çevre baskısıyla gelenlerde sorun yaşanabiliyor. İlk bir bir buçuk ayın sonunda onlar da ikna oluyorlar. Kilo vermeye, kemerleri kapanmaya, eski pantolonları olmaya başladığında hoşlarına gidiyor. Aynanın karşısında görsellik ve arkadaşlarının motivasyonu olunca bizim açımızdan da iş daha kolay halloluyor.

Siz neler sunuyorsunuz mönülerde?

Dr. A.K: Hepimizin çok kolay bulabildiği, alışveriş yaptığımız marketlerden temin edebileceğimiz temel öğelerden yola çıkıyorum. Kişi kahvaltıda ne yer, ne yemeli? Onları salık veriyorum. Özellikle hepimizin kahvaltısında mutlaka domates olmalı, çekirdeğindeki likopenin önemi büyük. Likopeni bir tablet olarak vermektense doğal yolla almak en güzeli. Onun dışında sofra, hem güzelliği hem de vitamin açısından yeşillik açısından zengin olmalı. Peyniri mümkün olduğunca tuzsuz ve yağsız olarak vermeye çalışıyorum. Ama peynirin doğasında var olan tuzu yok edemezsiniz. Dolayısıyla mevcudu kabullenmek durumundayız. Oradan protein ve kalsiyum alınıyor. Ayrıca mümkün olduğunca tahıl ekmek tüketilmeli. Çünkü rafine edilmiş unun yüksek glisemik değeri sıkıntı yaratabiliyor. Dolayısıyla “ne kadar az işlenmişse o kadar iyidir” düşüncesiyle kepek, tahıllı, çavdar ekmekleri ön planda tutulmalı. Genelde her öğünde bir dilim ekmek yenmeli. Ama bazı insanların hiç ekmek yeme alışkanlığı yok. Onların da kahvaltı etmeleri konusunda ısrarcıyım. Doymamaları durumunda birer dilim ekmek eklemek faydalı. Yine mutlaka iki-iki buçuk saatte bir ara öğün veriyorum. En rahat temin edilebilen ara öğün glisemik indeksi düşük olarak kabul ettiğimiz meyve. Yenilen bir meyve bile vücut açısından itici bir güç oluyor bir sonraki öğüne kadar. Sonradan oluşabilecek tatlı ve karbonhidrat ihtiyacını baskılıyor. Öğünlerde mutlaka ciddi olarak yemek yenilmesini istiyorum. Mesela, öğle yemeğinde kişisel olarak et öneriyorum. Kişinin kan tablosuna göre kırmızı ette ısrarcıyım. Çünkü folik asitten ve proteinden en zengin madde tartışmasız kırmızı et. Ama sürekli yenildiğinde LDD kolesterolü yükseltme sorunu olduğundan haftada iki gün vermeyi yeğliyorum. Geri kalan beş günü beyaz etler arasında dağıtmayı uygun görüyorum. Bu ağırlıklı balık olursa - özellikle de somon - çok sevindirici. Balık, omega 3 ve omega 6 bakımından zengin. Onun dışında levrek, çupra, mevsimde ne varsa onlardan yenmeli. Ayrıca tavuk veya hindi ama mutlaka salatayla birlikte... Yine doymama durumunda tahıllı ekmek ideal. Öğlenden akşama doğru giderken aradaki süre bazen uzayabiliyor. Bu durumda bazen bir bazen iki ara veriyorum. Günü de birbuçuk-iki saate denk gelecek şekilde bölüyorum. Öğünlerden birinde kalsiyum açısından light süt veriyorum. Ama gelen talepler doğrultusunda kuru meyve, kuruyemiş yanı sıra çayla birlikte tahıllı bir-iki bisküvi, galeta olabilir. Arayı geçtikten sonra akşam yemeği mevcut öğünlerin en hafifi olmalı. Mümkün olduğunca sebze ağırlıklı olmasını öneriyorum. Yine istenirse yemeğin yanına bir dilim ekmek ya da çorba ekleme durumu var. Yatmadan önce de probiyotik özelliğiyle hazmı kolaylaştırıcı bir bardak light kefir, arzu etmeyenlere süt ya da meyve veriyorum. Az ve sık yemek metabolizmayı sürekli hareketli tuttuğu gibi karbonhidrat ve tatlı ihtiyacını ciddi anlamda baskılıyor. Tüm bu düzene sadık kalındığında sorun çıkması sözkonusu değil.

Anlattıklarınız aslında gayet makul şeyler. Çok fazla kısıtlama yok mönülerde. İnsanlar neden diyet dendiğinde korkuyorlar sizce?

Dr. A.K: Sıkça yapılan ve metabolizmayı yavaşlatan aslında o veya bu şekilde öğünlerin atlanmasından kaynaklanıyor. Kişi sabah evden kahvaltı yapmadan çıkıyor. İşyerinde bu açığı bir poğaçayla kapatmaya çalışıyor. Oysa bir düşünün o poğaçanın içinde ne kadar nebati yağ, un, ne kadar da az peynir, patates ya da kıyma olduğunu. Aslında son derece yağ içerikli ve yüksek kalorili olmasına karşın besleyici değeri hiç olmayan bir yiyecek. Tabii, bunun tam tersi de güne hiçbir şey yemeden başlıyor olmak. Canı çikolata istiyor, bisküvi istiyor... Problem de buradan kaynaklanıyor zaten. Kişi beslenmek yerine midesini baskılıyor, gözünü doyuruyor, damak tadı alıyor. Ama beslenmiyor. Bir şekilde karbonhidrat karbonhidratı körüklüyor. Şeker şekeri körüklüyor. İş tamamen kontrolden çıkıyor. Zaten kişilerin çoğu hareketsiz masabaşı çalışıyor. Bu grupta gün içinde hareketliliği artırmayı, kol bandı uygulamamızla bir şekilde günü gözler önüne serip, bu işin temel öğesinin hareketliliği artırmak olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Bunda da ikna edici olmuyor değilim. Bu öyle bir alet ki, kişinin uyku süresini, gün içindeki aktivasyonunu kayda alıyor. Hareketlilikten kastım, hiç olmazsa merdiven çıkmak en azından ilk dönemlerde gerekli.

Spor hayatımızda ne kadar olmalı?

Dr. A.K: Spor elbette ki çok iyi bir şey ama genelde diyet dönem olarak görüldüğü ve sporun da bu döneme özgü bir aktivite olduğu düşüncesi insanlar arasında yaygın. Dolayısıyla bir süre spora yükleniliyor, gıdaya da dikkat edildiği için gayet güzel kilo veriliyor. Ama periyot bittiğinde ne yeme içme alışkanlığı devam ediyor, ne de hareket sürdürülüyor. Giden kilolar fazlasıyla geri geliyor. Dolayısıyla en rahat ne yapılabilir? Bir grup çok rahat yürüyebiliyor, diğeri yüzmeyi seviyor. Öteki koşu bandını tercih ediyor. Bunların hepsi hareket. Bence bir insan neyi uzun süreli yapabiliyorsa onu tercih etmeli.

Suyun da önemine değinmek lazım değil mi?

Dr. A.K: Kişiye ve kiloya göre miktar 2,5- 3 lt. arasında değişiyor. Tabii, bilinen gerçek vücut ağırlığının yüzde 55’den fazlasının sıvı olması gerekiyor. Sıvı için bilinen en net kaynak su. Suyun yerini tutan başka hiçbir sıvı yok. Su içilmeli, üstüne ne içiliyorsa içilmeli. Ben günde 3 ya da 4 yeşil çay öneriyorum. Onun haricinde çok açık olmak kaydıyla siyah çay içilebilir. Bitki çaylarının hepsinden azar azar veriyorum zaten.

Size göre yeni jenerasyonda genel tablo nedir?

Dr. A.K: Maalesef beslenme alışkanlıkları bozuk. Bu bir şekilde de mecburiyetmiş gibi kabul ediliyor. Anne-baba genelde çalışıyor. Çocuk harçlığıyla hamburger alıyor, eve pizza getirtiyor. Bilgisayar başında hiç kıpırdamadan tüm biraz önce saydıklarıma eşlik eden kızarmış patates, kola tarzı yiyeceklerle obezite kaçınılmaz oluyor. Bir önceki jenerasyona göre son nesil beslenme alışkanlığıyla kötü geliyor.

Sadece obezite olmasa gerek yeni nesli bekleyen risk?

Dr. A.K: Tabii, bu beslenme tarzı beraberinde ciddi birtakım sağlık problemleri, ileriki yıllarda da kalp, dolaşım ve damar sistemi problemleri kaçınılmaz olacak.

 Bu durumda bizim elimizden ne geliyor onlar için?

Dr. A.K: Öncelikle kendimize çeki düzen vermemiz, bunu yaparken de bizimle birlikte yaşayan insanları da düşünmemiz gerekiyor. Zaten ben kişisel olarak görüşmeler yaparken mutlaka evdekileri istiyorum. En azından bir seansta da onlarla görüşüyorum. Özellikle evde yemeği yapan kişi önemli. Çünkü ne yemek yapıyor, nasıl yapıyor, hangi malzemeleri kullanıyor? Öncelikle yemeklerin bilinen yağların en iyisi diyebileceğimiz zeytinyağı ile yapılmasını öneriyorum. Ama olabildiğince az yağ kullanılmalı. Buhar ve fırın öncelikli olması kaydıyla yemeklerin teflon tava ya da ızgarada yapılması en sağlıklısı. Yemeklerde mümkün olduğunca taze sebzeler kullanılmalı. Soğan, sarımsak ve baharat damak tadına göre konabilir. Özetle son çalışmalarda acı sevenler için kırmızı biberin metabolizmayı hızlandırdığına dair bir veri var. Sadece mide sorunları olanlar dikkatli olmalı. Tarçının da yine metabolizma üzerinde olumlu etkisi biliniyor. Salata sosu olarak sirke, balzamik sos veya limon kullanılabilir. Onun dışında mayonez içerikli, yağ ve krema ağırlıklı sosların tercih edilmemesi gerekiyor.

Ama insanlar istemeden arada kaçamak yapıyor.

Dr. A.K: Gönül ister hiç kaçamak olmasın. Hasta popülasyonunun bir bölümünde düzen çok güzel oturuyor. Bunu net gözlemleyebiliyorum. Ama bir bölüm diyeti bir periyot olarak algıladığından kilo vermeye başlayınca “ben şunu yiyebilir miyim, bunu yiyebilir miyim” diye sormaya başlıyor. Kilo sıkıntısı çeken insan daha rahat sisteme angaje olabiliyor. Ama sağlık probleminin genç yaşta önlemini almak isteyenlerde kaçamaklar olabiliyor. Esasında yakılabildiğinde çok fazla sorun teşkil etmez küçük kaçamaklar. “Kurabiyeyi, hamburgeri yerim. Peşinden de 1,5 saat koşarım” diyenlere sözüm yok. Çünkü burada problem yakamamak. Bu andan itibaren yağa dönüşüp vücutta depolanıyor. Gün içinde yapılan kaçamakları göz önüne getirdiğinizde karşılığında yakılması gereken kalori harcamasını incelemek lazım. Bununla ilgili olarak saniyelik bir düşünme süresi bile kişinin işini kolaylaştıracaktır.

Kişinin yeme alışkanlıklarını değiştirirken bir de vücudunun sıkılaşmasını destekliyorsunuz değil mi?

Dr. A.K: İnsanlar kilo veriyor, ölçüler değişiyor. Bu esnada özellikle kadınlar incelirken vücutlarında gevşeme ya da sarkma olabiliyor. Gerçi verdiğim besin öğelerinde buna son derece önem veriyorum. Örneğin, süt bunun ciddi destekleyicisi. Sabahları kahvaltıda önerdiğim yumurta akı keza. Öğlenleri verdiğim et protein kaynağı olması sebebiyle bu işin ciddi destekleyicisi. Yine de yılların alışkanlıkları, deformasyonu olabiliyor. Bunu da velashape uygulamasıyla destekliyoruz.


Milliyet
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/4/2009 - Çocuğumuzu Nasıl eğitmeliyiz?

Kategori: cocuk egitimi



Çocuğa verilen yalnış dini eğitim onu ateist yapar...Nasıl eğitmeli?


Çocuğunuza dini bilgiler verirken, korkutarak eğitmenin çocuğu dinsizliğe kadar götürebileceğinin altını çizen Pedagog Çankırılı, ebeveynlere şu önemli tavsiyelerde bulunuyor..

 

Bazı eğitimciler çocuklara küçük yaşlarda din egitimi vermenin laiklige aykiri oldugunu, ancak ergenlik çagina geldiginde hür iradesi ile buna kendisinin karar vermesi gerektigini ileri sürüyorlar. Bu görüs, gerçekçi bir yaklasim degildir.

Ateist bir anne veya baba din egitimine karsi olsa bile çocugunu içinde yasadigi toplumdan soyutlayamaz. Zira çocuk, yetiskinler gibi pesin yargilara sahip degildir. Çevresinde gördügü herseyle ilgilenir, ögrenme istegiyle doludur, tarafsiz bir gözlemcidir.

Ilk defa duydugu ezan sesini yahut ilk defa gördügü caminin ne oldugunu sorup ögrenmek isteyecektir.

Psikolog Antonie Vergote, Din Psikolojisi isimli eserinde, çocuklarin dogustan din duygusuna sahip olduklarini söyler. Insan sadece etten, kemikten ve kandan ibaret maddî bir varlik degildir. Onu diger canlilardan ayiran dogustan sahip oldugu ruh ve duygu zenginligidir.

Insan sosyal bir varliktir. Sevmek, sevilmek, bir inanca sahip olmak, kendisini degerli ve güçlü hissetmek ister. Bu da ancak bir aileye, bir topluma, bir vatana ve bir dine bagli olmakla mümkündür.

Kuralsiz toplum yoktur. Bir toplumu ayakta tutan kurallar bütününe hukuk diyoruz. Hukukun olmadigi yerde anarsi, kargasa ve kaba güç vardir.

Hirsizligi, haksiz kazanci, zayifi ezmeyi, adam öldürmeyi, kisacasi cana-mala-namusa tecavüzü yasaklayan hukuk maddeleri kaynagini dinden almaktadir. Allah'in elçisi bütün peygamberler bu kurallari insanlara bildirmek ve toplum düzenini saglamak için gönderilmistir. Helâl-haram, sevap-günah kavramlarini kullanmadan, yani dinî kaynaklara basvurmadan çocuklara ahlâkî davranislar kazandirmamiz çok zordur.



Çocuklarimiza Allah'i Nasil Anlatacagiz?


Çocuklar hikaye ile anlatilan konulari daha kolay ve daha istekli ögrenirler. Allah'i ve sifatlarini ögretirken Lokman(a.s.) ile oglu arasinda geçen konusmalari hikaye seklinde anlatabiliriz.

Ben çocuklarima Peygamberimizi anlatirken çocuklari ne kadar çok sevdigini torunlari Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizden ve kizi Fatima anamizdan örnekler vererek hikaye seklinde anlatmistim. Keza gösterdigi mucizeleri anlatirken de hikaye yolunu seçmistim.

Meselâ, sevgili Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir hicret için Sevr magarasina gizlendiklerinde yasanan örümcek ve güvercin mucizesini hikaye suretinde anlattigimda, oglum dört yasindaydi. O kadar hosuna gitmisti ki, 'Babacigim, bir daha anlat' demisti.

Lokman'in(a.s.) ogluna yaptigi ögütlere baktigimizda ilk sirada 'Allah'tan baska ilâh yoktur' inancinin geldigini görüyoruz. 'Lokman ogluna ögüt vererek: Yavrucugum, dedi, Allah'a ortak kosma, çünkü bu büyük bir haksizliktir' (bkz. Kur?ân, 31:13).

Biz de, bu âyetten hareketle, çocuklarimiza Allah'in büyüklügünü anlatacagiz. 'Kâinati, günesi, yildizlari, ayi, dünyayi ve üzerindeki bütün canlilari yaratan O'dur.

Dünyanin en güçlü kralina da, küçücük sinege de can veren O'dur. Allah'tan baska ilâh yoktur. Ibadete ve duaya lâyik ancak O'dur. Ancak Allah'in önünde egilir (namaz kilar) ve gücümüzün yetmedigi seyleri O'ndan isteriz.

Eger Allah'ı unutur, mal, para ve makam elde etmek için baskalarinin önünde egilirsek Allah'a ortak kosmus, büyük bir haksizlik yapmis oluruz.'

Lokman(a.s.) ögüdüne devamla, 'Yavrucugum, dedi, yaptigin en küçük bir iş (iyilik veya kötülük) bir kayanin içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde olsa dahi Allah onu görür. Dogrusu Allah?in her seyden haberi vardir.' (bkz. Kur?ân, 31:16). Biz de Lokman(a.s.) gibi, çocuklarimiza Allah'in yaptigimiz herseyi gördügünü, aklimizdan ve kalbimizden geçen en gizli duygulari bildigini, O'ndan hiçbir seyi gizleyemeyecegimizi, iyi seyler yaptigimizda çok hosuna gidecegini ve bizi sevecegini anlatmaliyiz



NAMAZ


Sonraki âyetlerde, Lokman (a.s.): 'Yavrucugum,' der, 'namazi kil, (insanlara) iyiligi emret, kötülükten vazgeçirmeye çalis, basina gelenlere sabret. Insanlari küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah kendini begenmis övünüp duran kimseleri asla sevmez. Konusurken sesini yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Dogrusu bunlar üzerinde durulmaya deger seylerdir? (bkz. Kur?ân, 31:17-19).

Bu âyetlerde hem Allah'a, hem de O?nun yarattigi insanlara karsi görevlerimiz siralanmakta; adab-i muaseret kurallarinin bir özeti verilmektedir. Bunlari çocuklarimiza anlatirken kelime ve açiklamalarimizi onlarin yasina ve anlayisina göre seçmemiz gerekir.


Sorulara Çocuk Mantigi ile Yaklasmaliyiz



Çocuklarin her konudaki sorularina cevap verirken yetiskin mantigi ile degil, çocuk mantigi ile düsünmeliyiz.

Yapacagimiz küçük bir hata onlarin zihinlerini karistirmaya yetecektir. Çocuklar dört yasina kadar ben-merkezci bir düsünceye sahiptir. Canli cansiz ayirimi yapamazlar; onlara göre hersey canlidir.

Bu sebeple masallarda geçen olaylarin tamamina inanirlar, uydurma oldugunu düsünmezler.

Okul öncesi egitimde masallarin ve dinî hikayelerin rolü büyüktür. Masal kahramanlarinin sahsinda dogru davranislari ögretmek kolaylasir. Çocuk kendisini kahramanin yerine koyar, onunla özdeslesir.

Çocuklar yaptigimiz basit açiklamalarla yetinir, fazlasini merak etmezler. Bir anne anlatmisti: 'Dört yasindaki çocugum bana, 'Anne, dedi, neden Allah'i göremiyoruz?' Ben de, 'gözlerimiz küçük oldugu için Allah'i göremeyiz,' dedim. Kendi kendine mirildandi: 'Evet, gözlerimiz küçük oldugu için Allah'i göremeyiz.'

Bu cevap ona yetti, baska soru sormadi.' Büyük çocuklara bu açiklama yeterli olmayabilir. 'Niçin Allah'i göremiyoruz, Allah nerededir, ne kadar büyüktür?' gibi sorularin cevabini vermemiz ve onlarin süphelerini ve zihinlerindeki yanlis imajlari düzeltmemiz gerekir. Ben, on yasinda bu sorulari soran ogluma karsilikli diyalog yoluyla cevap vermistim. Önümüzde duran masayi göstererek sordum:

- Bu masa kendi kendine olur mu?

- Olmaz.

- Yani bunu yapan biri var, diyorsun.

- Evet.

- Su giydigimiz terlikler ve ayakkabilar da kendi kendine olmaz, degil mi?

- Olmaz.

- Onlari kim yapiyor?

- Adamlar.

- Evet, adamlar yapiyor. Biz onlara ayakkabici diyoruz.

- Ayakkabi kendisini yapan ayakkabiciya hiç benziyor mu? Ayakkabicinin agzi, gözü, kulagi, ayagi, kolu var, yürüyor ve konusuyor. Ayakkabiya bakiyoruz, kendisini yapan ustaya hiç benzemiyor, ne gözü var ne de kulagi, ne yürüyebiliyor ne de konusabiliyor, degil mi?

- Evet.

- Basit bir masa ve ayakkabi kendi kendine olmazken, gökyüzünde gördügümüz günes, ay, yildizlar ve üzerinde yasadigimiz su dünya kendi kendine olur mu?

- Olmaz.

- Demek onlari yapan, yani yaratan biri var. Kimdir O?

- Allah.

- Evet, dünyayi ve üzerinde yasayan canlilari yaratan yüksek bilgi ve güç sahibi Biri var ve biz O'na Allah diyoruz. Nasil ayakkabici yaptigi ayakkabiya hiç benzemiyorsa, Allah da yarattigi varliklardan hiçbirine benzemez.

Yemek, içmek, uyumak, bir evde oturmak bize mahsus seylerdir. Allah, bize benzemedigi için bunlardan hiçbirine ihtiyaci yoktur. Allah'in varligini biliyoruz, ama O'nu göremiyoruz. Duyularimiz, aklimiz ve bilgimiz sinirli oldugu için herseyi göremez, herseyi duyamaz ve herseyi bilemeyiz. Allah melekleri nurdan yarattigi için onlari da göremiyoruz.


Çocuklarimizi Ibadete ve Duaya Nasil Alistirabiliriz?


Sembollerle düsünme, yani soyut düsünce tam gelismedigi için çocuklar yedi yasina kadar herseye inanirlar. Dört yasindaki bir çocuk için imkânsiz diye birsey yoktur, her sey mümkündür. 'Dün gece, sen uyurken, gökten bir yildiz indi; seni öpüp gitti' deseniz hemen inanir, bunun mümkün olamayacagini düsünmez.

Dört yasindaki çocuklara ibadetler ve dua çok ilginç gelir, bizi taklit etmeye çalisirlar. Bizimle birlikte namaz kilmak, dua etmek, oruç tutmak, camiye gitmek çok hoslarina gider.

Yemeklerden önce ve sonra Allah'a verdigi nimetlerden dolayi sesli olarak sükretmek, namazlardan sonra yine sesli olarak dua etmek; kendimiz, esimiz, aile büyüklerimiz ve çocuklarimiz için iyi dileklerde bulunmak yavrularimiz üzerinde büyük tesir birakir ve onlari Allah'a yaklastirir.

Küçük çocuklarin dil ve zihin gelisimi henüz yeterince olgunlasmadigi için sorularin amacini tam olarak ifade edemezler.

Bir gün çarsida dolasiyordum. Annesinin kucaginda, iki-üç yaslarinda bir erkek çocugu parmagiyla camiyi göstererek sordu: 'Bu ne?' Annesi, 'O bir cami,' dedi.

Çocuk tekrar sordu: 'Bu ne?' Annesi yine ayni cevabi verdi: 'O bir cami.' Çocuk istedigi cevabi alamadigini anlatmak için yine sordu: 'Bu ne?' Anne sesini yükselterek ve kelimelerin üzerine basarak, 'O bir cami,' dedi.

Anneye yaklastim, 'Hanimefendi,' dedim, 'çocuk caminin adini sormuyor; eve benzemedigi için ne ise yaradigini soruyor.'

Egitimci yazar Cezmi Tahir Berktin, Okul Öncesi Egitim isimli kitabinda kendi basindan geçen bir olayi anlatiyor:

'Dört yasindaki kizim, açlik grevine baslamis gibi, birdenbire yemek yememeye basladi. Bizimle sofraya oturmuyor, agzina bir lokma koymuyordu. Bütün çabalarimiza ragmen sebebini ögrenemedik.

Gece olmus, yatma saati gelmisti. Kucagima alip yatagina götürdüm. Basini oksayarak, 'Seni seviyorum, yemek yemeyisin beni üzüyor,' dedim. Aglayarak boynuma sarildi: 'Babacigim, ne olur sen de yeme!' dedi ve çocuk diliyle sebebini anlatmaya basladi.

Meger esim, farkinda olmadan, bir egitim hatasi yapmis. Her anne gibi, bizim hanim da çocugun beslenmesini asiri önemsedigi için kizim soruyor:

- Anne, neden yemek yiyoruz?

- Büyümek için.

- Büyüyünce ne olacak?

- Yaslanacagiz.

- Yaslaninca ne olacak.

- Her yasli gibi bir gün biz de ölecegiz.

Kizim, o küçük mantigi ile, ölümden kurtulmanin çaresini yemek yememekte buluyor. 'Yemek yemesem büyümem, büyümezsem yaslanmam, yaslanmazsam ölmem' gibi basit bir mantik gelistiriyor.'

Berktin hocanin da ifade ettigi gibi, biz ne kadar saklasak da çocuk er veya geç ölüm gerçegi ile yüzleşecektir. Çok sevdigi büyükannesi, büyükbabasi veya arkadasi öldügünde bize sormayacak mi: 'Büyükannem (veya arkadasim) nereye gitti?' Vereceginiz cevapta ahiret (cennet) inanci yoksa, ayrilik acisiyla dolu o küçük yüregi nasil teselli edeceksiniz? Omuzlar üzerinde tasinan bir tabutu görüp sordugunda ne cevap vereceksiniz?


Korkutarak Degil, Sevdirerek Egitmeliyiz



Çocuklar dört-bes yasina kadar rüya ile gerçegi birbirinden ayiramaz, düsüncelerin ve hayallerin gerçeklesebilecegine inanirlar.

Kardesini kiskandigi ve içinden ölmesini arzuladigi zaman, bunun gerçeklesecegini düsünerek korkar, suçluluk duygusuna kapilir.

Çocugun yaramazligindan bikan bir anne, 'Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden ölecegim' diye yakinsa veya 'Allah annelerini üzen çocuklari sevmez, cehenneminde yakar' diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşecegini zannederek panige kapilir.

Çocuklara din egitimi verirken çogu aileler farkinda olmadan korku objesini kullanirlar. Salzman tarafindan kaleme alinan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir egitim klasigini Çocuklari Kötü Egitmenin Yollari adiyla çevirmistim. 'Çocuklari Dinsiz Yapmanin Yollari' basligi altinda su tavsiyeler yer aliyordu:

- Zorla dua ezberletin, ezberleyemedigi zaman cezalandirin.

- Yaramazlik yaptigi zaman Allah'in onu cehennemde yakacagini söyleyerek korkutun.

- Din adamlarini, dindar akrabalarinizi ve komsularinizi çekistirin, yaptiklari hatalari sayarak gözden düsürün.

Salzman, çocuklarina söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatirken de söyle der: Bu ahmak kadin çocuklarini üç seyle korkutarak sindirmeye çalisirdi: öcü, baba ve Allah.

Çocuklari yatmaya zorlamak için, 'Yatin çabuk, kapatin gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer,' derdi. Yaramazlik yaptiklari zaman, 'Allah annesini üzen çocuklari cehenneminde yakar,' diye korkuturdu.

Bir suç isleyen veya yalan söyleyen çocugu tehdit eder, 'Baban aksam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklin basina gelsin,' derdi.

Çocuk egitiminde davranislarimiz sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kilacagi zaman çocuklari odadan disari çikaran anne babalar var. Camide çocuk azarlayan ve disariya kovalayan yaslilar görürsünüz. Sebebini sordugunuzda, 'Yaramazlik yapip namazimizi bozuyor,' derler. Davranislariyla çocuklari dinden soguttuklarinin farkinda degildirler.


Çocuklarda Ölüm Korkusu



Arastirmalar, okul öncesi çocuklarda ölüm korkusunun çok baskin oldugunu göstermektedir. Öncelikle anne babasinin, daha sonra kendisinin öleceginden korkar. Ölüm korkusunun tek çaresi ahiret inancidir.

 

Ölümü öldürüp kabir kapisini kapatamadigimiza göre, 'Nereden geldik, nereye gidecegiz?' sorusuna cevap bulmak zorundayiz. Bu sorunun cevabi da Islâm inancinda vardir.

Ali Çankırılı

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/4/2009 - Tablo Desenleri

Kategori: desenler





 













































0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/4/2009 - Degişik desenler!

Kategori: desenler
























0 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/4/2009 - Bilgecik

Kategori: Bilgecik

















0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bir gördüğünüz insan vardır. Birde insanda göremedikleriniz. Dalında dipdiri duran bir gül için bahçıvanın ne emekler sarfettiğini bilemezsiniz. Yaprakları dökmüş boynunu bükmüş bir ağacı da hemen zavallı bellemeyin. Siz onun yaşadığı fırtınaları görmediniz

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Gezgin geziyor

Kategoriler

  • Bebek sagligi
  • Bilgecik
  • Boncuk isi
  • Brezilian nakisi
  • Cilt maskeleri ve guzellik
  • cocuk egitimi
  • Dantel
  • desenler
  • Dikis
  • Dini bilgiler
  • Duzce nin gezilecek yerleri
  • El___nakisi
  • etamin-kanavece
  • hikayeler
  • internetten
  • Kitap kosesi
  • Kurdela nakisi
  • Makina nakisi
  • orgu
  • Pratik bilgiler
  • Saglik
  • Siir
  • yemek tarifleri
  • Arkadaşlarım

    karduz
    bulur
    engellilervedostlari
    lkmn
    havucsuyu
    istehayat
    nihoka
    zeynepveazra
    selahattinkus
    kahramankus
    Fatmazengin
    maviokyanus18
    zeynepseher
    sumeyye2
    gulaykefeli
    aslinurca
    eni
    kardelenkirtasiye81
    zeynocan06
    serpilinhobileri
    hcgdiyetiylezayifla
    canozum02
    sadecehobi
    saadetceyiz
    dogalmucize
    hulya57
    nurcan38
    nisagul
    nazardeymesin07
    kaderimsinhobi
    sudehobi